19-04-2019
Forum

Ana Sayfa / Sualtı Rehberi ve Bölgeleri / Bakir Güzellik Saint John SUALTI

Terörist saldiri bu defa da bölgenin en iyi korunan tatil bölgelerinden birisi olan Sharm-el Sheikh`i vurunca gün boyunca telefonlarimiz hiç durmadi. Bizi merak eden dostlarimiz nasil olduğumuzu, yaralanip yaralanmadiğimizi soruyorlardi. Henüz orada olmadiğimizi bir gün sonra bölgeye gideceğimizi söyleyince ilk tepkileri hep ayni oldu; `Deli misiniz siz, ne işiniz var orada?` Televizyonda neredeyse her kanalda patlama ile ilgili haberleri ve korkunç görüntüleri yayinlaninca ister istemez bizim için endişelenmişlerdi.

Ama, olan olmuştu artik. Bölgeyi iyi bilen birisi olduğum için saldiridan sonra olağanüstü güvenlik önlemleri alinacağindan emindim. Daliş yapmak için Misir`in en güneyinde, Sudan sinirindaki Saint John resiflerine gitmek için uzun zamandir hazirlik yapiyorduk. Son anda meydana gelen aksilik yüzünden bu programi ertelemeye hiç niyetimiz yoktu. Ama yine de korkuyorduk.

Yol bitmek bilmiyor
istanbul Havalimani`nda grubumuzun diğer dalgiçlari Burcu, Burak ve Hilmi ile buluştuğumuzda konuştuğumuz tek konu terörist saldiri idi. Grubun diğer elemanlarinin da bizim gibi düşündüklerini görünce biraz rahatladik. istanbul`dan 3 saatlik bir uçuş ile Kahire`ye, oradan da 1.5 saatlik uçuş ile Hurghada`ya ulaştik. Yolculuğun kolay kismi bitmişti ve bundan sonrasi daha zorlu geçecekti. Gece yarisi minibüse binerek sabaha kadar sürecek karayolu yolculuğuna başlarken hepimizin gözlerinden uyku akiyordu. Her ülkede olduğu gibi Misir`da da nispeten az gelişmiş ve riskli bölgeler vardi ve biz olaya gidiyorduk. Yolun ilk saatinde güvenlik kontrolü için 3 kez durdurulduk. Güneye indikçe etraf issizlaşiyordu. Etrafta az sayida tek katli evler ve küçük kasabalar vardi, sokaklarda hiç kimse yoktu. Kizildeniz boyunca güneye doğru inerken ara sira turistik tesislerin yanindan geçiyorduk. Çölün bittiği, Kizildeniz`in başladiği kiyi şeridinde Arap mimarisini yansitan otantik tesislerin dişinda yerleşim yok denilecek kadar azdi. Yol da çok issizdi. Neredeyse saat başi bizi durdurup kontrol yapan polislerden başka etrafta kimsecikler yoktu. Önce Safaga, sonra Marsa Alam`i geçtikten sonra Ras Qulan limanina ulaştiğimizda sabah olmuştu. Aslinda buraya liman demeye bin şahit isterdi, çünkü etrafta bir tane cami, birkaç yikik dökük tek katli bina, terk edilmiş petrol depolari dişinda hiçbir yapi yoktu. Yol kenarindaki terk edilmiş ve yanmiş arabalara bakarken CNN`de Körfez Savaşi sonrasi Kuveyt`i izliyormuş hissine kapildim. Zorlu kara yolculuğumuzun son durağiydi burasi. Önümüzdeki bir haftayi geçireceğimiz Al Farouk II adli teknemiz açikta bizi bekliyordu. şişme botlar ile tekneye ulaştiğimizda bizi uykulu gözleri ile italyan rehberimiz Samuela karşiladi. ilk iş olarak daliş malzemelerimizi platformda bize ayrilan yerlere yerleştirdikten sonra kamaralarimiza indik. Biraz hayal kirikliğina uğradik, çünkü fotoğraflarda daha büyük görünüyorlardi. Sanirim o fotoğraflar iyi bir fotoğrafçinin elinden çikmişti. Hiç dert etmedim, çünkü daha yola çikmadan önce geceleri kamarada değil, güvertede yildizlarin altinda uyumaya karar vermiştim. Yatağimi benim yerime fotoğraf makinelerim, flaşlarim ve diğer ekipmanlarim kullanacakti. Kamaralarimiza yerleşirken diğer yolcular da şişme botlarla tekneye gelmeye başladilar. Teknede bizim dişimizda iki Fransiz ve on italyan dalgiç daha vardi. Oldukça kalabalik olan teknemizde dalişlar rehberler Samuela ve Diego eşliğinde iki grup halinde yapilacakti.

Dev dalgalar tekneyi dövüyor
Teknemizin demir almasiyla birlikte azapla geçecek 3 saatimiz de başladi. Kizildeniz`in sert esen rüzgarini ve hirçin dalgalarini bilirdim ama bu kadar kötü olabileceğini hiç düşünmemiştim. Teknemiz bir sağa bir sola beşik gibi sallaniyordu. Dalgalar öyle büyüktü ki, teknenin üzerinden geçmemesi için onlara yaklaştiğimizda kaptan hiz kesiyordu. Dev dalgalar, açik denizin ortasinda yüzeye doğru yükselen resiflerin üzerinde büyük bir gürültüyle patliyordu. Saatler sonra geniş bir resifin içine girdik ve rahatladik. Uzun ve yorucu yolculuğumuz sonunda bitmişti ve dalişlara artik başlayabilirdik. ilk durağimiz Abu Galawa resifi idi. Uzun süre dalmayanlar için bir aliştirma ve guruptaki dalgiçlarin birbirlerini daha iyi tanima amaciyla yapilan kontrol dalişi yaptiğimiz resifte bir de batik gemi vardi. Burada asil amaç güzel bir daliş yapip görüntü almaktan çok önümüzdeki bir hafta boyunca yapacağimiz zorlu dalişlara hazirlanmakti. Günün ikinci dalişini yapmak üzere Sattaya resifi, diğer adiyla Dolphin resifine ulaştik. Yarim ay şeklinde oldukça geniş olan resifin dibi tamamen kumlarla kapli idi. Resifte yaşayan onlarca yunus teknenin yanina gelerek adeta bizi selamlayinca buraya neden Dolphin (yunus) resifi denildiğini hemen anladik.

Yemeklerimizi yedikten sonra hemen maske ve şnorkellerimizi takip onlarla yüzmeye gittik. Sayilari on beşin üzerinde olan grubun içinde iki tane de yavru vardi. Belli bir mesafeye kadar yaklaşmamiza izin veriyorlardi. Yaklaşik bir saat onlarla yüzdükten sonra dalişlara devam etmek üzere tekneye döndük. Daha önce hep kiş aylarinda gittiğim Kizildeniz`de ilk defa bir yaz dalişi yapiyorduk. Deniz suyu sicakliği 27?C civarinda idi. Hava da genelde sicak olduğu için dalişlardan sonra kiyafetlerimiz kisa süre içinde kuruyordu. Ertesi gün Gotta Mahrus`ta ilk dalişi yaptiktan sonra ikinci daliş için Shaab Aid`e geldik. Bu bölgenin çok etkileyici bir sualti yapisi vardi. Geniş bir alan yayilmiş ve 20 metre derinlikten yükselen kayalar peribacalarini andiriyordu. Bu kayalarin arasinda slalom yaparak yüzmek gerçekten çok etkileyici idi. Teknede verilen yemekler italyan mutfaği ağirlikli olarak yetenekli Arap ahçilar tarafindan hazirlaniyordu. Rehberler dişindaki tüm mürettebat Misirlilardan oluşuyordu. Sicak iklimin etkisinden olsa gerek, genelde ağir hareket eden ve çok çalişkan olmayan bir mürettebatimiz vardi. Muhammed adindaki genç gemici bir önceki sezon Marmaris`te bir teknede çaliştiği için bir parça Türkçe konuşuyordu. Öğrendiği kelimeler ağirlikli olarak küfür olsa da oldukça sempatikti.

Dev mantalar ile yüzüyoruz
Abili Ali de diğerleri gibi denizin ortasinda yükselen bir resif idi. Bu dalişin en keyifli kismi daliş sonunda resifin üzerine gelip 3-4 metre derinlikte dalgalarin etkisi ile beşikteymişiz gibi sallanmamiz oldu. Kendimizi 10 dakika boyunca dalgalara biraktik ve dalganin iniş çikişi ile aşaği yukari sallandik. ilginç olan, etrafimizi saran anthias baliklari ve diğer resif baliklarinin da bizim yaptiğimiz hareketlerin aynisini yapmalariydi. Senkronize hareketlerle adeta dans ediyorlardi. Ayni bölgeye yaptiğimiz ikinci dalişta bizi daha büyük bir sürpriz bekliyordu. Dalişin sonlarina doğru gelmiş ve 5 metre derinlikte vücudumuzda biriken nitrojenden kurtulmak için bekliyorduk. Tam altimda 20 metre derinlikte bir karalti fark ettim. Biraz dikkatli baktiğimda bu karanliğin kanat boyu 3 metreyi bulan bir mantaya ait olduğunu anladim. Hemen daliş amirine işaret verip derine indim. Mantanin altina girerek onu yüzeye doğru sürükledim. 6.5 Metreye ulaşan boylari ile türünün en büyüğü Manta birostris ler dev cüssesine rağmen planktonla besleniyorlar. Besin nerede çoksa mantalar da orada, bazen 30 metre derinlikte, bazen yüzeyde. Planktonla beslendikleri için çoğunlukla besinin bol olduğu bulanik denizlerde yaşiyorlar. Bu sevimli dev ile yaklaşik 10 dakika birlikte yüzüp güzel görüntüler aldiktan sonra dalişimizi tamamladik. Daha sonraki günler Abu Kararim, Shaab Maksur, Shaab Osam resiflerinde unutulmaz dalişlar yaptik ama Shaab Claudio resifi dalişi bambaşkaydi. Rehberimiz Diego daliş brifingi verirken bu bölgenin mağaralari ile ünlü bir bölge olduğunu anlatmişti. Dalişa başladiğimiz anda yanimiza gelen napolyon baliği uzun süre yanimizdan ayrilmadi. Bir an önce mağaraya gitmemiz gerektiği için napolyonu rahat birakip resife doğru yüzmeye başladiğimiz anda bir banner baliği sürüsü ile karşilaştik. Genellikle ikili gruplar halinde yaşayan bu sevimli baliklari ilk defa bu kadar büyük bir grup halinde görüyorduk. Kumluk zeminin kayalarla birleştiği yerde 60-70 bireyden oluşan büyük bir grup vardi. Bu banner baliği grubunun hemen arkasinda yüzlerce sari renkli barbunya sürüsü geçiyordu. Derin mavide gösteri yapan sari kortej alayini hareket etmeden izledik. Banner baliğinin görüntülerini almaya başladiğimizda mağaraya girmekten çoktan vazgeçmiştik. Mağara dalişini her yerde yapabilirdik, ancak bu eşsiz balik sürüleri arasinda yüzmek, aralarina dalip kaçişmalarini izlemek çok sik rastlanan bir olay değildi.

Bir haftalik daliş dolu gezimiz göz açip kapayincaya kadar bitiverdi. Misir`in en güney noktasinda ve Sudan sinirinda turizmin yipratici tahribatindan nasibini almamiş Saint John resiflerinde unutulmaz dalişlar yaptik. Turizm aktivitelerinin yoğun olduğu Sharm-el Sheikh, Hurghada ve Safaga gibi bölgelerde göremeyeceğiniz manta, yunus gibi canlilarla beraber yüzme firsati bulduk. Teknede güzel zaman geçirdik ve güzel insanlarla taniştik. Hepsinden önemlisi Kizildeniz`in bakir kalmiş güzelliklerinden birini yakindan tanidik.

Renkli dalişlar.

10.12.2005 14:33, 7855 kez okundu 0 kez tavsiye edildi.

Diğer Yazılar
Antalya`nın Sualtı Yeniden Keşfediliyor
Antalya`da Gazipaşa Türkiye’nin yeni dalış merkezi adayı
Suluin Mağarası
Gök Mağarası
Falezler
Kaş Uçak Batığı
Kaş Uçak Batığı - 2
Antalya Kaş `ta dalış turizmine ilgi artınca okul sayısı arttı
ilk buğday ihracatimiz ve MANiSSA
KaşÂ´in sualti bitki örtüsü ...
Bakir Güzellik Saint John SUALTI
Uzakdoğu harikasi Malezya
Kaplumbağa Cenneti
Uluburun Antik Batiği
Gelidonya Antik Batiği
Daliş ve Kanunlari
B24 Amerikan Savaş Uçaği Batiği
Üç Adalar
Kiriş Koyu
Batik Ada
Etiketler :

Foto Galeri

Bakir Dagi
Bakir Dagi
Uluburun Antik Batığı
Uluburun Antik Batığı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı
Kaş Sualtı