Antalya'nın en tanınmış iki anıtı, Hadrianüs Kapısı ve Hıdırlık Kulesi, aynı yüzyılın ürünüdür. O yüzyıla gelmeden önce kentin başından bir korsan çağı geçti.
Roma nasıl geldi
M.Ö. 190 yılında Romalı general Lucius Scipio Asiaticus, Seleukos kralı III. Antiokhos'u Magnesia'da yendi. M.Ö. 188/187'de Apameia'da yapılan barışta Antiokhos'un Torosların ötesine çekilmesine karar verildi.
Roma, elde ettiği toprakları savaştaki sadık müttefikleri arasında paylaştırdı:
- Likya — Rodos'a
- Telmessos (Fethiye) ile Kestros (Aksu) Irmağı'na kadar Pamfilya — Bergama kralı II. Eumenes'e
Likyalılar bir hediye gibi devredilmeye karşı çıktılar ve yirmi yıl boyunca Rodos egemenliğine direndiler. M.Ö. 167'de Roma Senatosu Likya'yı Rodos hâkimiyetinden muaf kıldı.
Özgürlüklerine kavuşan Likyalılar minnetlerini bir yazıt diktirerek gösterdiler; Tanrıça Roma için bir kült kurdular ve Roma onuruna beş yılda bir şenlik düzenlediler.
Otorite boşluğu ve korsanlar
M.Ö. 1. yüzyılda Doğu Akdeniz'de bir boşluk oluştu. Seleukos, ardından Rodos ve Bergama krallıkları çekildi; Roma, Rodos'un deniz gücünü sınırladı; Delos ticarette öne çıktı.
Sonuç, kıyılarımızda bir korsanlık çağı oldu.
Roma'nın gönderdiği kimi komutanlar sorunu çözmek yerine büyüttü. Gnaeus Cornelius Dolabella ve legatusu Gaius Verres, M.Ö. 80–78 yıllarında Kilikya, Pamfilya ve Likya kıyılarında korsanlığı bitirmek yerine kentleri soydular:
- Perge'de Artemis Tapınağı'nın altınlarını aldılar
- Aspendos'ta heykelleri götürdüler
Bu davranışlar korsanları güçlendirdi; tepki duyan kentler onların safına geçti. Likya'da, Olympos kentinde Zeniketes adlı bir korsan ve yandaşları öne çıktı. Zeniketes Pamfilya Körfezi'nin batı sahillerine hâkim oldu, Olympos'ta karargâh kurdu ve Phaselis'i kendine bağladı.
Attaleia cezalandırılıyor
Bu yıllarda Antalya'nın adı iyi anılmaz. Kent korsanlara yardım etti; ayrıca M.Ö. 85'te Sulla'nın legatusu Lucullus'a destek vermedi.
Bunun bedeli ağır oldu. Pompeius döneminde Attaleia'nın toprakları kamu arazisine dönüştürülüp satıldı. Aynı ceza, Zeniketes ile iş birliği yapan Olympos ve Phaselis için de uygulandı; onların toprakları da ager publicus, yani devlet arazisi haline getirildi.
İlginçtir ki liman kenti olarak korsanlara yardım eden Side cezalandırılmamıştır; Side, Birinci Mithridates Savaşı'nda Romalılardan yana olmuştu.
Korsan sorununa nihai çözüm M.Ö. 67'de hazırlanan Lex Gabinia ile geldi; bu yasayla oluşturulan ordunun başındaki Pompeius korsan faaliyetlerini tamamen sonlandırdı.
M.Ö. 57'de Pamfilya Bölgesi Kilikya Eyaleti'ne dâhil edildi.
İkinci yüzyıl: kentin altın çağı
Roma Dönemi'ne ait yapı kalıntıları, yazıtlar, sikkeler ve heykeller sayesinde Antalya'yı M.S. 1. yüzyıldan itibaren çok daha iyi tanıyoruz.
Özellikle M.S. 2. yüzyılda kent, tıpkı öteki Roma kentleri gibi kalkındı:
- Daha güçlü bir sur duvarıyla çevrildi (bugüne ulaşan kule yapıları bunu gösterir)
- Sayısı artan ve genelde İtalik kökenli zengin vatandaşların katkılarıyla anıtsal yapılarla donatıldı
- Bölgeyi ziyaret eden İmparator Hadrianüs'ü konuk etti
Likya-Pamfilya'nın yazıtları incelendiğinde en çok onurlandırılan imparatorun Hadrianüs olduğu görülür. Hadrianüs doğuya iki kez gelmiştir: M.S. 121–122 ve 131–132.
Kapı ve kule neden ayakta kaldı
Antalya'nın Roma anıtlarından ikisinin bugüne bu kadar sağlam ulaşmasının sebebi, aslında paradoksaldır: Erken Bizans Dönemi'nde kente yönelen tehditler.
O dönemde her iki yapı da savunma sisteminin içine alındı:
- Hıdırlık Kulesi bir savunma kulesi olarak işlevini sürdürdü
- Barışçıl dönemlerin anıtsal geçidi olan Hadrianüs Kapısı kapatılarak adeta bir kabuk içine alındı
Kapı bu süreçte kısmen yıprandı; kente bakan yüzü ve taşıyıcı sistemleri tahrip oldu. Bugünkü görünümünü 1960'lı yılların sonundaki kısmî onarım ve takviyelerle kazandı.
Hıdırlık Kulesi ise Bizans Dönemi'ndeki işlev değişikliğinden başlayarak 19. yüzyıl başına kadar sur sisteminin bir parçası olarak kaldı. Yapıdaki çok sayıda haç ve aziz freski kalıntısı, bir dönem kutsal bir mekâna dönüştürüldüğünü gösterir; sağlam kalmasının bir sebebi de budur.
Kulenin biçimi Anadolu'da eşsizdir: altta kare bir podyum, üstte yuvarlak bir tambur. Bu form ve iç düzenleme, genellikle başkent Roma'da görülen tipik bir mezar yapısına aittir.
Bizans'a geçerken
Roma çağı kentleri küçülürken, denizden ve karadan gelen akınlar eklenince halk savunması güçlü yerlere çekildi.
Antalya bu bakımdan şanslıydı: sarp kayalıklar üzerine kurulu, kara ve denizden surlarla desteklenmiş bir kentti. Bu yüzden 8.–10. yüzyıllarda önemli bir merkez oldu. Bir dönem, İstanbul'un en önemli gıda kaynağı olan Mısır'a giden en kısa yol üzerindeydi.
Side ve Perge gibi öteki kıyı kentleri sönerken Attaleia canlı kalmayı başardı. Kenti bir sonraki kez değiştirecek olan güç, denizden değil doğudan gelecekti.
Dizinin devamı: 1207 ve 1216: Antalya'nın Fethi ve Selçuklu Antalyası
Önceki bölüm: Attaleia'nın Kuruluşu
Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dünden Bugüne Antalya, 1. Cilt, Tarih I (Eski Dönem); Roma İmparatorluk Dönemi Likya-Pamfilya tarihi Dr. Nuray Gökalp.
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanır.