Selçuklular Antalya'yı bir kez değil iki kez fethetti. Arada geçen dokuz yıl, kentin bugünkü dokusunu belirledi.
Neden Antalya
Selçuklu devlet adamlarının ülkeyi zenginleştirme tasarıları arasında denizlere açılmak vardı. Bu yalnızca bir istek değil, devletin temel amacı sayılabilecek güçlü bir akımdı.
Antalya bu amaç için biçilmiş kaftandı. Kent sarp kayalıklar üzerine kurulmuştu, kara ve denizden surlarla destekliydi ve limanı Mısır ile Doğu Akdeniz'e açılıyordu.
Türkler 11. yüzyıl sonunda kenti bir kez ele geçirmiş, ancak 1097'den sonra I. Haçlı Seferi'nin ardından kent yeniden Bizans'a geçmişti. 12. yüzyılın ilk yarısında Türkler Antalya önlerine kadar geldiler. 1148'deki II. Haçlı Seferi sırasında buraya uğrayan Haçlı yazarları, Türklerin kentin yakınlarına kadar sokulduğunu, halkın bu yüzden tarlalarını verimle ekemediğini ve kentin yiyecek ihtiyacını deniz yoluyla karşıladığını yazar.
II. Kılıçarslan 1182'de Antalya'yı kuşattı ama alamadı.
Uluborlu'daki hazırlık
II. Kılıçarslan, Diyar-ı Rum'un şartlarını bilen bir hükümdardı; oğullarını ülkenin dört bir yanına gönderdi. En küçük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev'i 1180'lerde fethettiği Borgulu'ya, yani bugünkü Uluborlu'ya melik olarak yolladı.
Keyhüsrev'in yanında iki gençlik arkadaşı vardı: Esedüddin Ayaz ve Mübarizüddin Ertokuş. Bu iki genç adam Uluborlu yöresini gezdi, coğrafyayı öğrendi, bilgi topladı; yörede konuşulan bütün dilleri biliyorlardı. Zamanla Ayaz batının, Ertokuş güneyin uzmanı oldu.
Yani Antalya'nın fethi ani bir askerî hamle değil, on yıllara yayılmış bir hazırlığın sonucudur.
Birinci fetih: 5 Mart 1207
Harekâtı başlatan olay ekonomikti: tacirlerin Antalya'da haksızlığa uğraması.
Asıl Selçuklu ordusu Antalya üzerine yürürken Esedüddin Ayaz Honaz ve Lâdik yönüne ilerledi, oraları alarak ordunun gerisini emniyete aldı.
Kent 5 Mart 1207 (3 Şaban 603) tarihinde Selçukluların eline geçti.
Fetihten hemen sonra Mübarizeddin Ertokuş "Mahrusa-ı Antalya'nın emaret ve serleşkerliği"ne, yani subaşılığına atandı. Burada bir Selçuklu idarî birimi kuruldu; kuzeyde Uluborlu'da bulunan teşkilatın merkezi artık Antalya oldu.
Kaybediliş ve ikinci fetih: 22 Ocak 1216
İlk Selçuklu hâkimiyeti kısa sürdü. Denizden yardım alabilen bir kenti yönetme deneyimi olmayan Selçuklular, bir cuma namazı vaktinde şehirdeki Hıristiyanların saldırısıyla büyük kayıp verdi ve kenti kaybetti.
Bunun 1214'te gerçekleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir: o yıl yöre kumandanı Ertokuş, uç askeriyle Sinop fethine katılmak üzere ayrılmış ve kent askerî bakımdan zayıf kalmıştı.
Sultan I. İzzeddin Keykavus büyük bir sefere girişti ve kent 22 Ocak 1216 tarihinde yeniden fethedildi. Bu fethin ayrıntılarını hem batı iç sur üzerindeki kitabelerden hem de İbn Bibi tarihinden biliyoruz.
Kenti ikiye bölen duvar
İkinci fetihten sonra alınan karar, Kaleiçi'nin bugünkü dokusunu açıklar.
Türklerin güvenliğini sağlamak için kentin ikamet sahasını ikiye bölen bir koruyucu sur yaptırıldı. Üzerine fethin sebeplerini ve nasıl gerçekleştiğini anlatan kitabeler konuldu.
- Batı kesimi — Türk ve Müslüman mahalleleri
- Doğu kesimi — Hıristiyan yerlilerin sahası
Rumların yaşadığı kesimin bütün dış bağlantıları kapatıldı; şehir dışına çıkış yalnızca Türk kesimindeki bir kapıdan sağlandı.
On yıl kadar sonra kentte kaynaklara yansımayan büyük bir imar daha görüldü: eski surun yaklaşık 100 metre doğusuna 622/1225 tarihli yeni bir sur yapıldı. Bunun iki sebebi vardı: artan Türk nüfusu için yer açmak ve limanı korumak.
Tersane ve Akdeniz'deki ilk Türk filosu
Bu yıllarda Alâeddin Keykubad Alaiye'yi (Alanya) fethetti ve orada önemli inşaatlar yaptırdı. Alaiye'nin de alınmasıyla Selçukluların Akdeniz'de bir deniz birliği kurması gerekti.
Antalya'da çalıştırılan ya da oluşturulan tersane, ilk Türk deniz varlığının doğmasını sağladı. Hemen ardından Alaiye'de de bir tersane inşaatına girişilerek Akdeniz'deki Türk deniz gücü pekiştirildi.
Alâeddin Keykubad kentin deniz tarafındaki savunmasını güçlendirdi. 1243 Kösedağ Savaşı'nı kaybeden II. Gıyaseddin Keyhüsrev ise bu defa kara tarafını 642/1244 tarihli bir burçla güçlendirdi. Bu tarihten sonra kalenin iç kalesi Ahmedek, limanın doğu yakasından Türk kesiminin kuzeybatısına, sonraki adıyla Tophane taraflarına taşındı.
Kışlık başkent ve ticaret merkezi
Antalya, sonraki tarihlerde de Selçuklu sultanlarının kışlık payitahtlarından biri olmayı sürdürdü. Hatta doğudan gelen Moğollara karşı güvenilir bir sığınak olarak tercih ediliyordu.
Kentin idarî sahası bugünkü Burdur ve Isparta'yı içine alıyor, kimi zaman Denizli'nin güneydoğusuna kadar uzanıyordu. Antalya Subaşılığı, 1240'lardan sonra "Sahiller Beyliği" (Emir/Melikü's-Sevahil) unvanına dönüşmüş olmalıdır.
Ekonomik canlılığın en açık kanıtı sikkedir. Antalya'da para basımı 660/1262'de başlar ve 661, 671, 673, 674, 676, 678, 686, 688, 689 hicri yıllarında sürer; bilinen son örnek 702/1302 tarihlidir. Bu liste, kentin 13. yüzyılın ikinci yarısında ne kadar canlı olduğunu tek başına anlatır.
Osmanlı'ya giden yol
Antalya, 14. yüzyıl sonunda, 1392'de Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı idaresine geçti; oğlu İsa Bey sancak beyi oldu.
Timur'un Ankara Savaşı'nı kazanmasının ardından beyler eski topraklarını geri aldı, ancak Antalya şehrinde Osmanlı yönetimi devam etti. Hamidoğlu Osman Bey'in Karamanoğlu Mehmed Bey ile ortak girişimi başarısız oldu; kendisi İstanos'ta (Korkuteli) öldürüldü (1422). Antalya'yı kuşatan Karamanoğlu Mehmed Bey ise ön kaleden atılan bir gülleyle can verdi (9 Şubat 1423).
Antalya bundan sonra, kısa İtalyan işgali (1919–1922) dışında hep Türk idaresinde kaldı.
Dizinin devamı: Tekeoğulları ve Zincirkıran Mehmed Bey
Önceki bölüm: Korsanlar, Roma ve Hadrianus
Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dünden Bugüne Antalya, 1. Cilt, Tarih II (Türk Dönemi); Selçuklu bölümü Prof. Dr. Tuncer Baykara.
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanır.