İçeriğe atla
Antalya Merkez

Milli Mücadele'de Antalya ve İtalyan İşgali

Antalya, Milli Mücadele'yi işgal altında yaşadı. Şehirde İtalyan askerleri, İtalyan karabinerleri ve İtalyan telsiz istasyonu vardı. Direniş örgütü de bu şartlar altında kuruldu.

1919: en karanlık yıl

Dönemin tanığı, kentin sonraki müze müdürü Süleyman Fikri Erten, o yılları şöyle anlatır: harbe gidenlerin ancak yüzde üçü geri gelmişti; onlar da ya kolsuz, ya bacaksız, ya da görme engelliydi. Anadolu limanları düşman gemileriyle dolmuştu.

"Ne bir taraftan bir ışık, ne bir hareket görülüyor; ne bir telkin ne de bir teşvik mevcut."

Hacı Hatip Bahçesi'ndeki gece

Örgütlenme bir yaz gecesi, Hacı Hatip Bahçesi'nde başladı.

Kentin ileri gelenlerinden yirmi kadar kişi toplanmıştı: eski müftü Yusuf Talat, eski mebus Hasan Tahsin, İbrişimzade Mustafa, Giritli Mehmet Remzi Beyler, Kesikçi Mehmet Ağa ve diğerleri. Memleketin kaderini, iç ve dış düşmana karşı alınabilecek tavrı konuştular.

Bir gece de Yörük Fuat Bey'in evinde toplandılar. Saatlerce süren tartışmadan sonra hiçbir sonuca varamadan dağıldılar.

Dönüm noktası 19 Mayıs 1919 oldu. Samsun'daki gelişme duyulunca Antalya'nın aydınları yeniden harekete geçti ve bir Heyet-i Milliye kuruldu.

Kurucular şunlardı: eski müftü Yusuf Talat, eski belediye reisi Karakaş Hüsnü, eski mebus İbrişimzade ve Hasan Tahsin Beyler, Giritli Mehmet Remzi ile Hacı Hatip Osman Efendiler. Onların seçtiği kişiler ise Kesikçi Mehmet Ağa, Abdizade Hüseyin ve Civelek İzzet Beylerdi.

Mutasarrıfın yatağından doğrulması

Heyetin ilk işi mutasarrıf Cemal Bey'le görüşmekti. Ama mutasarrıf bu yeni cemiyetten ürkmüş olmalı ki görüşmeye yanaşmadı, hastalığını bahane ederek evine kapandı.

Alay kumandanı da yanlış bir kanıya kapılıp hükümet kapısına süngülü nöbetçi dikti; heyetin hükümeti işgal etmesini engellemek istiyordu.

Heyet ısrar etti ve sonunda mutasarrıfı evinde, yatağında buldu. Ziraat Müdürü Akif Bey'in ateşli sözleri üzerine Cemal Bey coşarak doğruldu ve şunu söyledi: "Ben milletimle beraberim, ne yapmak lazımsa beraber düşünerek yapalım."

Bu cümleden sonra heyet, Belediye Dairesi'nin bir odasında Müdafaa-i Heyet-i Milliye Cemiyeti adıyla toplanmaya başladı.

Nazilli cephesine giden yardım

Cemiyet kurulduktan kısa süre sonra Nazilli'den iki kişi geldi: Hacı Süleyman Efendi ve Tevfik Efendi. Aydın ve İzmir'i savunmak için kurulan millî heyetlerin temsilcisiydiler ve yardım istiyorlardı.

Antalya çekinmedi. Heyet-i Milliye eliyle asker, erzak ve levazım sevk edilmeye başlandı. 12 Eylül 1919'da merkezî hükümetle irtibat kesilince Antalya Müdafaa-i Heyet-i Milliye Cemiyeti doğrudan Nazilli Cephesi'yle çalıştı.

Sivas Kongresi kararlarıyla bütün cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplandığında, Antalya da bu çatıya katıldı.

3 Mayıs 1919: protesto olan karşılama

İstanbul'dan Şehzade Abdürrahim Efendi başkanlığında bir heyetin Antalya'ya geleceği duyuldu. Kent işgal altında olduğu için heyetin buraya uğramasının uygun olup olmayacağı uzun uzun tartışıldı.

3 Mayıs 1919 sabahı genç, ihtiyar, kadın, erkek herkes yola döküldü.

Ancak bu karşılama, gelen heyeti karşılamaktan çok İtalyan işgalini protesto anlamına geliyordu. Hükümet dairesi önünde toplanan halk, heyetin okuduğu beyannamenin içeriğine kulak bile vermedi; sevinçten ağlıyordu.

Beyannameye karşılık Rasih Kaplan irticalen konuştu. Antalyalıların anavatandan ayrılmamak uğruna canlarını vermeye her an hazır olduğunu, bunun için yalnızca bir işaret beklediklerini söyledi.

Kalabalığın içinde İtalyan ajanlarının da bulunduğu biliniyordu. Halkın bu tavrı, İtalyanların yerel halkı kendi taraflarına çekme çabalarının boşa çıktığını gösterdi. Heyet, gördüğü ilgi nedeniyle bir gün fazla kalıp Korkuteli yoluyla ayrıldı.

"Boynumuzdaki zincir altından bile olsa"

1 Mart 1920'de Heyet-i Temsiliye üyesi Miralay Rafet Bey Antalya'ya geldi ve Belediye önünde konuştu. Konuşmasının son cümlesi kentte uzun süre hatırlandı:

"Boynumuzda ecnebi zinciri, altından bile olsa koparıp atacağız."

Korkuteli'nden bir şehit

17 Şubat 1920'de Korkuteli Meclis-i İdare ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi Haşmetzade Mustafa Efendi, kendisini tutuklamak isteyen İtalyan karabinerlerinden geceleyin kaçarken Antalya'da şehit edildi.

Ertesi gün bütün Antalya halkının katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı. Törene İtalyan kumandanı ve temsilcisi de katıldı.

Ağustos 1922: sessizlik ve sonra

15 Ağustos 1922 akşamı dışarıyla hiçbir haberleşme yapılmaması emredildi. İtalyanların kurduğu telsiz istasyonu kapatılıp muhafaza altına alındı. Emrin anlamı o an anlaşılamadı.

Sonra haberler gelmeye başladı:

  • 26 Ağustos — ordunun taarruza geçtiği ufak tefek haberlerle duyuldu
  • 29 Ağustos — Afyon'un kurtarıldığı haberi
  • 30 Ağustos — Dumlupınar'da Yunan mevzilerinin düşmesi
  • 9 Eylül — ordunun saat 10'da İzmir'e girdiği haberi

10 Eylül Pazar günü kentteki Rumlar da ayrı bir şenlik düzenleyip sokakları dolaştılar; "Yaşasın Türkler ve Ordu" diye bağırdılar. Merkez Kumandanlığı önünde büyük bir zafer takı kuruldu.

11 Eylül'de Antalya görmediği bir gün yaşadı. Önde sancak ve süngülü muhafızlarıyla bir manga asker, alay kumandanı kaymakam Mehmet Ali Bey, bir bölük askerin ortasında okullar, zafer arabası, cemiyetler ve halk. Gece fener alayları sabaha kadar sürdü.

İşgalin sonu

Antalya'daki İtalyan varlığı 1919'da başlamış, 1922'de sona ermiştir. Kent, Selçuklu fethinden sonraki yedi yüzyıl boyunca yalnızca bu üç yıl yabancı idaresi altında kalmıştır.

Dizinin devamı: Atatürk'ün Antalya Ziyaretleri ve Cumhuriyet Antalyası

Önceki bölüm: Osmanlı Döneminde Teke Sancağı

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dünden Bugüne Antalya, 1. Cilt, Tarih II (Türk Dönemi), Milli Mücadele Dönemi bölümü. Anlatının dayandığı asıl metin Süleyman Fikri Erten'in Milli Mücadele Döneminde Antalya çalışmasıdır (ATSO Yayınları); derleyen Saadettin Erten, yayına hazırlayan kent tarihçisi Hüseyin Çimrin.

28 Eylül 2026 Antalya Merkez 3 kez okundu
Yorum yazın

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanır.

Güvenlik kodu