18-06-2019
Forum

Ana Sayfa / Alanya / ALANYA , KORAKESİON

Antalya’nın doğu sınırında, Toros dağlarının kıyıdan kuzeye kavislenerek oluşturduğu dar bir kıyı şeridinin tam ortasında, sağı ve solu tabii plajlarla çevrili 250m. yüksekliğinde ve 800 m. uzunluğundaki, denize dik inen bir yarımadanın üzerinde kurulmuş olan ilk yerleşim birimi, daha sonraları doğu sahil şeridinin başlangıcına kadar inmiştir. Bugün, Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri sayılan yöre, muz ve narenciye plantasyonlarıyla kaplıdır. Kentin adının önceleri Luwi/Etrüsk dilinde “Uç/ Çıkıntılı Kent” anlamındaki “Korakassa/Karakassa” olduğu bilinmektedir. Daha sonraları bu ismin Helen ağzına uydurularak Korakession’a dönüştürüldüğü görülmektedir. Türk Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, 1221 yılında Korekesion Kalesi’ni kuşatarak, kent halkından şehri teslim etmesini ister. Ancak, Türk askerlerinin sayısı, kentin nüfusunun sadece beşte biri kadardı. Sultan, kent halkına, kenti teslim etmemeleri durumunda 100.000 kişilik bir orduyla saldıracağını ve kenti yakıp yıkacağını bildirir. Korekesion Kralı ve yöneticilerine de belli bir süre verir. Sürenin dolacağı son günün gecesi, Türkler gece karanlığında binlerce keçinin boynuzlarına meşaleler bağlayarak, kale surlarının önünde toplanır. Türk ordusunun çok büyük bir kuvvetle saldıracağını düşünen Korekesion Kralı ve kent yöneticileri kenti Türklere teslim eder. Böylece Türk Sultanı Alaaddin Keykubat, tarihinin en ilginç blöflerinden birini gerçekleştirmiştir. Hitit yazıtlarında, bugünkü kentin bulunduğu yörede Karkisa isimli bir kentin varlığı anlatılmakta ve kent halkının kökeninin bugünkü güney batı Konya vilayeti sınırları içinde bulunan Kawana bölgesinden geldikleri sanılmaktadır. Iç Anadolu bölgesinden Akdenize, Kawana’dan geçerek, çay vadisi boyunca güneye inen ve Korekesion’da biten tarihi ticaret yolunun binlerce yıldır kullanıldığı anlaşılmaktadır. Pers ve Hellenistik dönemlerde, akropolun elverişli olması nedeniyle, birer askeri garnizon yerleştirilmiş, böylece askeri bir kale şeklini almıştır. M.Ö.2.yy’da Akdeniz’de ortaya çıkan başıboşlukta Diodotos Tryphon önderliğindeki korsanların eline geçmiş, bu dönemde korsanlar tarafından akropol kalede, başta saray olmak üzere çeşitli yapılar inşa edilerek, kentleşme başlamıştır. M.Ö.68’de Romalıların Akdeniz’deki korsanları kesin yenilgiye uğratmasından sonra Pamfilya eyaletine bağlı bir Roma garnizonu kaleye getirilmiştir. Kentin esas gelişmesi Bizans döneminde olup, kale tekrar kent özelliğini kazanmış, çeşitli büyüklükte bazilikalar ve şapeller inşa edilmiş, kale surları genişletilerek, üzerine büyükçe yeni bir saray binası inşa edilmiştir. Bu dönemde kentin adı da “Güzel dağ” anlamına gelen Kalonoros’a dönüştürülmüştür. 1221 yılında Türkler tarafından zapedilen kentin adı, Sultan Alaaddin’in anısına Alaiye olarak değiştirilerek, Türk Selçuklu mimarisini yansıtan çeşitli yapılarla donatılmıştır. Yarımadanın en üst noktasındaki iç kale 180 metre uzunluğunda olup, surlarla çevrilidir. Bu surlar doğu-batı yönlerinde uzatılarak, çeşitli dönemlerde büyütülmüş ve toplam 6 km.’ye ulaşmıştır. Kale surları üzerinde 80 kule ve 150 bastion bulunmaktadır. Girişten sonra hemen sağ tarafta kalıntıları görülen sarayın, moloz taşlarla, iki katlı olarak inşa edildiği sanılmaktadır. Buradan kuzeye doğru yüründüğünde, 6x 6 m. boyutlarında, kare planlı Bizans şapeli ve onun dört duvar üzerine oturtulmuş tek kubbesi ile iç yüzeyindeki freskler dikkati çeker. Buradan kale iç duvarına bitişik, dikdörtgen biçimindeki garnizon binasına ve hemen arkasında bulunan cephane deposuna/Arsenal gelinir. Bu bölümünden batı yönüne yüründüğünde, ölüme mahkum edilen esirlerin denize atıldığı dik bir yar bulunmaktadır. Yarımada, batı yönünde, bir şerit halinde denize dik inerek, 4000m. uzunluğundaki küçük bir yarımadacık oluşturur. Buna “cilvarda”denilmiştir. Yarımadacığın üzerinde, Selçuklu dönemi eseri olan bir gözetleme kulesi ve küçük bir Bizans şapeli bulunmaktadır. Iç kale içersinde görülen diğer bir kalıntı, çeşitli büyüklüklerde, yağmur sularını toplamaya yarayan su sarnıçlarıdır. Kalenin doğusunda, günümüzde Alanya’nın sembolü sayılan 1227 yılında Türkler tarafından inşa edilmiş, sekizgen planlı, üç katlı, ilk iki katında çeşitli odaların, yemekhane ve yatakhanelerin bulunduğu, üçüncü katında ise, üstü açık olan avlusunda büyük bir su sarnıçı ile 33m. yüksekliğinde, 29 m. çapında, kırmızı kesme taşlardan yapılmış Kızıl Kule karşımıza çıkar. Kızıl Kule’nin limanı korumak amacıyla yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kulenin hemen ilerisinde, denize sıfır noktada inşa edilmiş, dikdörtgen planlı Tersane binası bulunmaktadır. Tersane binasının ön cephesi, gemilerin girişini elverişli kılan 5 adet kemere ve 60 metre uzunluğuna sahiptir. Kızıl Kule ile aynı dönemde yapıldığı anlaşılan Tersane binasının güney ucuna, dikdörtgen planlı bir koruma kulesi inşa edilmiştir. Yarımadanın batı yamacında, denizden 70m. içeride, bilim adamlarına göre 15.000 yılda oluştuğu sanılan, 18 metre derinliğindeki Damlataş Mağarası bulunur. Alanya yarımadasının batısında, kumsalda, kayalık yamaç dibinde bulunan Damlataş Mağarası, 1948 yılında tesadüfen bulunmuştur. Damlataş Mağarası, jeolojik bakımdan, Toroslardan bir fay sistemiyle ayrılan Alanya masifine ait yarı mermer, metamorfik kalkerler içinde, tektonik faktörler ve beyaz mermerlerde bulunan, fay ve kırık sistemleriyle, deniz dalgalarının hareketleri ve bol karbondioksit (CO2 ) gazı içeren satıh sularının kimyasal erimesiyle oluşmuştur. Damlataş Mağarası, daire biçiminde, 10m. çapında, 15m. yükseklikteki bir boşluğu doldurur şekilde, şahane güzellikte sarkıt ve dikitlerden oluşmuş, küçük bir salondan ibarettir. Silindirik boşluğa doğru uzanan 45m. uzunluktaki koridordan, mağara tabanını oluşturan kumsala, bir merdivenle inilmektedir. Damlataş Mağarası’nın tabanına konmuş sıralarda insanlar, günde 4 saat boyunca oturup, mağaranın havasını teneffüs ederek, kür tedavisi yaparlar. Girişten itibaren, silindirik boşluğa kadar olan kısımda, sarkıt ve dikitlerin birleşerek oluşturdukları, bol miktarda sütuna rastlanmaktadır. Mağaranın karbondioksit, azot ve radyoaktivite bulunduran havasının astım ve bronşit hastalarına iyi geldiği saptanmıştır. Mağara içindeki hava, sürekli 22 derecede olup, tabi olarak sarkıt ve dikitler oluşmuştur. Akropol tepesinin kuzeydoğu yamacında 16.yy’da yapıldığı sanılan Alaaddin Cami taş ve kırmızı tuğlalardan inşa edilmiş olup, dört yığma sütun üzerine dayanan üç adet kubbeye sahiptir. Caminin iç pencere kapakları, ahşap oyma işçiliğinin en güzel örneğini gösterir. Caminin doğu tarafında 35 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğinde dikdörtgen planlı 26 oda ve geniş bir depodan ibaret olan Bedesten-Kapalı Çarşı yer alır. Damlataş Mağarası’nın hemen yanındaki müze 1967 yılında açılmıştır. Müzenin, dört kapalı ve bir açık teşhir salonu bulunmakta olup, yöreye ait arkeolojik ve etnoğrafik eserler burada sergilenmektedir. En önemli eser, Herakles’in bronz heykelidir. Bugün Alanya, muhteşem sahilleri ve turistik tesisleriyle dünya turizmine hizmet vermektedir. Yat limanı ve Eski Alanya çevresi restoranları ve alışveriş merkezleri ve deniz mağaraları olan Fosforlu ve Aşıklar Mağaralarına tekne turları turistleri cezbetmektedir. Ayrıca, Dim Çayı vadisinde rafting turları düzenlenmektedir. Dim Çayı üzerinde yeralan ve nehir sularına kurulu masa ve çardaklı restoranlarda otantik Türk yemekleri ve balık çeşitlerini bulmak mümkündür. Toroslar üzerindeki Gedevet ve Türbelinas Yaylalarına jeep-safari turları yapılmaktadır. Çayarası Yaylası yöre halkının av yeridir. Dim Mağarası’na, 1986 – 1989 yılları arasında MTA tarafından mağara araştırma raporu, mimari ve elektrifikasyon uygulama projeleri yapılmıştır. Mağara, Alanya’ya yaklaşık 13km. mesafede, Gazipaşa yönündedir. Bölgenin hakim formasyonu olan, permiyen yaşlı dolomitik, kristalize, yarı mermerimsi kalker içinde, kuzeybatı-güneydoğu yönlü bir fay üzerinde oluşmuştur. Mağara giriş ağzı, denizden 215m. yüksekliktedir. Mağaranın şahane güzellikteki sarkıt ve dikitler korumaya alınmıştır, toplam uzunluğu 350 m. kadardır. Mağara içinde, donmuş bir şelale manzarasını andıran oluşum, görülmeye değerdir. Dim mağarası, halen bir fosil durumunda olup, Antalya bölgesinin, biyolojik araştırma açısından önemli mağaralarından biri sıfatını korumaktadır.

05.03.2008 16:41, 8453 kez okundu 0 kez tavsiye edildi.

Diğer Yazılar
Alanya`da Kruvaziyer turizmi
Mirage 1 adlı transit yolcu gemisi Alanya’da
Annesinin vasiyeti üzerine Alanya’da evlendiler
Geri dönüşüm atık kağıt projesi Alanya`da başlatıldı
Turistlerin Uğrak Yeri Dim Çayı
ALANYA , KORAKESİON
Turistlerden Alanya'ya 10 milyon dolar
İncekum Tabiat Parkı
Alanya `nın Tarihi Yerleri
Alanya `nın Tarihçesi
Alanya`da turizme devam
Turistlerin gözdesi Alanya Kalesi..
Alanya´da festival coşkusu...
Alanya´da 5 yıldızlı oteller..
Dünyanin gözü Alanya´da...
ALANYA`DA BELDELER MAHALLELERE AYRILIYOR...
TARiHi ALANYA KALESi, TURiSTLERiN GÖZDESi...
Alanya da 2 mil açikta köpek baliği yakalandi.
Etiketler :

Foto Galeri

Alanya
Alanya
Alanya
Alanya
Alanya
Alanya - Alara Çayı
alanya - Aytap
Alanya
Alanya - Dim Çayı
Alanya
Alanya İskelesi
Alanya Kalesinden
Alanya Plajı
Alanya
Alanya
Alanya